Yorumu İzleyiciye Bırakmak?

meral hanim (http://rougejin.deviantart.com/) bir zamanlar anlamlandirmayi ve yorumu izleyiciye birakmayi tercih ettigini söylemisti ve acikcasi bu konuda da yalniz degil. yani bildigim, sevdigim ve deger verdigim neredeyse tüm yazar ve sanatcilar yazdiklari/yaptiklari konusunda ketum kalmayi tercih ediyorlar hakli olarak. “yaraticinin otoritesinin” ardina siginarak “burada yazar bayraga sesleniyor” tarzi bir indirgemecilikten, bir anlam daralmasindan ve bir yönlendirmeden kaciniyorlar. il postino da da neruda “şiir yazanin degil okuyanindir” diyordu. bu tavri ve geri cekilisi anlamak mümkün ve hak vermek de. ama yorumu izleyiciye birakmak ayni zamanda son derece sakincali degil mi ? (aha işte soru buydu). yani cektiginiz bir fotograf, yaptiginiz bir resim ya da film, yazdiginiz bir metin ırkçı, homofobik ya da ayrimci bir yorumla yeniden anlamdirilsa ve yüceltilse, ne bileyim mesela görüslerini hic savunmadiginiz bir partinin takviminde yer alsa ve tüm ilce teskilatlarinda atatürk fotografinin hemen yaninda yerini alsa, yine de “yorumu okuyucuya birakiyorum” diyebilecek miyiz? yaratıcının anlamlandirma süreclerinde hic müdahalesi olmayacak mi? ya da hangi etik kritere bagli kalarak cizebilecek bu müdahalenin sinirlarini?

sanatciya dair öznel sebeplerin yaninda bir kac yönü de var bence tartismanin. birincisi, anlamin nasil üretildigi, hangi kodlar üzerinden bir görsel ya da yazili metni ürettigimiz. bir eseri anlamak ya da anlatmak üzere kullandigimiz dilsel kodlar ve semboller üzerindeki kontrolümüzün oldukca sınırlı olması belki de yaratici olarak anlamin yaratilmasi süreclerine, istesek ve amaclasak bile, müdahale etmemizi zorlastiriyor. yani bir eseri üretmenin amaci bir iletisim ve iliski kurmaksa, önce kendimiz sonra digerleri ile, bu iletisimin gerceklestigi kanallar ve dilsel kodlar bizden önce ve cogu zaman bize karsi üretilmis oluyor (burada dil-ideoloji baglantisini tartismak mümkün belki).

ikincisi ise, sanatcinin eserini paylastigi mecra ve bu mecranin gecirdigi dönüsüm elbette. daha önceleri görece olarak daha kısıtlı ve herkese açık olmayan paylasim kanallari, medya ve internet sayesinde artik kontrol edilemez boyutlara ulasti. şu an ürettiginiz bir resmin nerede ve hangi baglamda kullanildigini kontrol etme şansınız neredeyse yok. sadece eser hirsizligi degil kastettigim. bir eser ürettiginizde bunu ya hic paylasmamak ya da paylastiginiz eserin ve anlami üzerindeki kontrolünüzü kaybetmek arasinda secim yapmak durumunda kaliyorsunuz.

bir başka yönü ise bence tartismanin ne yazik ki Türkiye özelinde konusursak, bir sanat eleştirisi geleneğinin ve mecrasinin yeterince gelismemis olmasi. fotoritim de fotograf eleştirisi üzerine yazan panelistlerin önemli bir kisminin ne eleştiri sözcügü ile ne de eleştiri gelenegi ve metodolojisi ile orta düzey bir aşinaligi olmadigi ortada. ama onlara mahsus da degil bu. edebiyat eleştirisinin en önemli isimlerinden birisi dogan hizlan ise bu ülkede (öyle ya da böyle) eleştiri adina söylenen ne varsa tekrar düsünmek gerekiyor belki de. görece yaşı daha gencler ve amatörce bu işle ilgilenen kisiler icin fotograf eleştirisi örnegin, internet sitelerinde (orada ya da burada) fotograf alti yorumlari yazmak (facebook profillerine yapilan “burcu cugum hic degismemissin, hala ayni güzellik ve şirinlik” yorumlarindan farkli degil pek) ya da forumlarda begendikleri ve tarafini tuttuklari fotograf sanatcisi lehine bedavadan cengaverlik yapmak ise, daha seniorlar icin cok da farkli degil sanki. yazdigi şiirleri okuyup birseyler söylemesi, “eleştirmesi” icin başkalarina gösteren bir hocanin, “abi simdi ayip olmasin eleştirmek ne haddimize” yanitini sıkça almasi mesela eleştiriden ne anladigimizi da ortaya koyuyor. bunca sergi varken türkiye de (cidden şaşırtıcı derecede cok geliyor bazen sergi ve sergi acan sanatci sayisi) bunca az sergi eleştirisi yayinlanmasini sadece medya nin ilgisizligine mi baglamali yoksa fincanci katirlarini ürkütmeme üzerine kurulu entel cemaati düzenine mi? bu bağlamda, bir sanat eseri üzerine söylenen sözleri, yapilan “eleştirileri” ne derece ciddiye almali ya da ne derece kontrol etmeli sanatçı. bence en zor çözülecek gibi duran sorun da bu simdilik.

en başta sordugum “yaratici yarattigi anlam üzerinde ne kadar etkilidir ve ne dereceye kadar kontrol edebilir” sorusunu bir kac noktada açma ihtiyacı hissediyorum. birincisi, eserin ve anlamin kendi başına ve yaraticisindan bagımsız olarak var olmasi meselesi. bu bir noktaya kadar dogru, yani postmodernler özellikle metnin (görsel ya da yazili) self-referential (kendine gönderme yapan) ve self-evident (dogrulugunu ve temelini yine kendisinden alan) karakterine gönderme yapiyorlar. post yapisalcilar da benzer sekilde aslinda yazarın ölümünden bahsederken,  dilin ve metnin kendi kendine var olabileceginden bahsediyorlardi (roland barthes’in s/z sinde vardi sanirim bununla ilgili birseyler).  ama eserin izleyicisi ile yaraticisindan bagimsiz iletisime gecmesi konusunda tereddütlerim var acikcasi. yani mesela bir aura dan bahsediyorsak -benjamin in bahsettigi hali ile- eserin biricikligi ve özgünlügünü tanimlamak icin eseri ve yaraticisini belli kategoriler icinde tanimlamali ve digerlerinden farkini ortaya koymaliyiz. bu noktada işte, gelenek meselesi işin icine giriyor. kendisinden öncekilerden ne kadar farkli ve ne kadar ortak noktasi var sorusu, eseri belirli bir üretim gelenegi ve kacinilmaz olarak bu gelenegin yarattigi iktidar iliskileri icinde varolmasini ve bu iliskileri yeniden üretmesini saglayabilir. yani bir sanat eserinin iktidari yeniden üretmesi icin sadece varolmasi yeterli olabiliyor bu durumda. dadaistler zamanında form ve icerige dair beklentileri sarsmak icin birseyler denediler ve bu sekilde sanatin iktidar mekanizmalari disinda varolmasi olasiligini hayata gecirmeye calistilar ama ne kadar basarili oldular orasi tartisilir.

kisaca söylemek gerekirse, bir sanat eserinin anlamini kendi icinde barindirdigi dogrudur ama sanat eseri üzerine düsünülmeye ve tartisilmaya baslandigi anda -yani filiz in deyimi ile sanat eseri iletisime gectigi anda- kacinilmaz olarak mevcut iktidari yeniden üretir ve bu bagllamda, anlamın kontrolü ne okuyucu da ne de yaraticidadir. bir sanat eserini / ya da ürünü tasarlar ve yaratirken sanatci kacinilmaz olarak form ve icerik olarak belirli bir cizgiyi, bir gelenegi takip eder ve kendini belirli bir sanat anlayisi/bakis acisi ve bu anlayisi benimsemis sanatcilarin olusturdugu grubun icine yerlestirmeye calisir. bu noktada sanat üretiminin zaten varolan anlam kodlarini yeniden ürettigini ve “kabul edilebilir sanat” normlarini pekistirdigini söylemek mümkün. eger sanat eserinin amaci iletisim kurmak ise karsinizdakinin anladigi dili kullanmak ve ona ulasmaya calismak icin tanidik bildik olani (belli degisikliklerle belki) yinelemek sanat üretiminin özünde var. bu, yaratim ve üretim sürecinin kacinilmaz bir unsuru.

ancak bir de sanat eserinin tüketicisi ile bulustugu mecrada anlamlandirilmasi sürecinde mevcut iktidar iliskilerini üretmesi var ki bu daha kontrol edilebilir ve belki reddedilebilir (ama inkar edilemez) bir sürec. diyelim ki fotograflarini sergilemek istiyorsun, aliyorsun onlari bir galeriye, bir kafeye (belki bir alisveris merkezi ya da otel yönetimine simdilerde yaygın oldugu üzere) götürüyorsun ve oradaki yönetici/secici/kuratör her kim ise senin yarattigin “sanatin” sergilenmeye deger olup olmadigina karar veriyor. sergi ile ilgili haber yapacak dergi/gazete editörü senin serginin “haber degeri” olup olmadigina karar veriyor. sergiyi izleyen cihangirli pseudo-entelektüel kardesim senin serginin arkadaslarina tavsiye edilip edilmeyecegine karar veriyor. tüm bu kararlarin kendini dayandirdigi ve sonunda hakli cikardigi soru şu: güzel/estetik/sanat nedir ve işlevi ne olmalidir?  eflatun dan kant a ve oradan barthes a kadar sanat eleştirisinin temel sorusu bu ve kesin bir yaniti da yok.

işte en başından sordugum sorunun (yaratıcı anlamı kontrol edebilir mi?) önemli bir parcasini olusturan bu mekanizmalar, iktidarin görünmez ve kanıksanabilir formlarini sanatciya ve sanatin izleyicisine kabul ettiriyor ama burada frankfurt cu bir tepeden inmecilikten ziyade “rızanın üretimi” meselesini merkeze almak gerekiyor belki de. yani bir fotografci olarak “kabul edilebilir” fotograflari cekip, aralarindan “kabul edilebilir” olanlarini eleyerek bir secki olusturuyor, ve bu seckiyi “kabul edebilecek” bir galeri/kuratör ile sergini aciyor ve sanatini “özgürce” paylasmis kabul ediyor kendini.  hakli olarak “sanat demiyem de ya ne diyem, mahmut mu diyem” diyorsak, sanatin tüm kurumsallasmis alanlarindan uzak durmaya calismak ve mümkün oldugunca alternatif paylasma ve üretme alanlari kurmaya calismak bir olasilik (ama sadece bir olasilik) gibi görünüyor.

Reklamlar
Comments
2 Responses to “Yorumu İzleyiciye Bırakmak?”
  1. Bu yazı diğer yazılara benzemiyor. Hem çok karışık hem de bulanık bir yazı.

    Bir şeyler çıkarmak mümkün fakat istemiyorum. Çünkü okurken çok sıkıldım. Bazı yerleri de atladım. Ama yine de önemli bir yazı olduğunu ve benim de ilgilendiğim konulardan söz ettiği için bu yazıyla ilgileniyorum. Demek istediğim arada sırada gelip bu yazıyı okuyacağım ve anlamaya çalışacağım. Belki en iyisi bir çıktı alıp üzerine notlar alıp okumak.

  2. pangorselkultur dedi ki:

    estagfurullah efendim, karisik olmasinin bir nedeni farkli zamanlarda tutulmus notlardan olusmasi diyelim. ara ara tekrarlarin olmasi ve belki aciklamaya ihtiyac duyan kaymalarin olmasinin sebebi budur. mutlaka fikrinizi bilmek isterim zira bu meseleler benim de kafami kurcalayan meseleler, farkli bakis acilarini ve varsa bulamadigim yanitlari duymayi hasretle bekliyorum. saygi ve selam ile

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: