Elinin Hamuru ile Pop Art: Pauline Boty

uzun zaman oldu, birseyler eklemeyeli. sinem kirca, genc bir hanim kizimiz. elleri dert görmesin, cok iyi bir araştirma, cok temiz bir iş ortaya koymus, pop art’in bilinmeyen yönüne, sanat camiasinin bitmek bilmez cinsiyetciligine parmak basmis. ellerine saglik, iyi okumalar…

***

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tüketici toplumuna dikkat çekmek için ortaya çıkan ve insanları daha çok satın almaya teşvik eden metaların sanat öğesi olarak kullanıldığı resimler Pop Sanat akımında yerini aldı. Bu akımın İngiltere’de ortaya çıkışı Richard Hamilton’un “Günümüz Evlerini Bu Denli Farklı, Çekici Kılan Tam Olarak Nedir?” tablosuyla kabul edilir. Akımın İngiltere’deki tek kadın sanatçısı kabul edilen Pauline Boty (1938-1966), tablolarında akımdaki diğer sanatçılar gibi kadınsal öğelere oldukça yer vermiştir. Çağdaşları olan erkek sanatçılar gibi bu kadınsal öğeleri meta olmaktan ziyade bir kadın gözüyle yansıtmıştır. Katolik bir ailede doğmuş olması ve sert bir baba ile üç erkek kardeşin baskısı Boty’e yaşamının ilk yıllarından itibaren erkek egemenliğine karşı bir tavır sergilemesine neden olmuştur.

 

 

 

Benim Renkli Kitabım, 1963.

 

Benim Renkli Kitabım’da erkek kadın ilişkilerini farklı bir şekilde ele almıştır. Boty, bu tabloda kullandığı kadınsal öğelerle bir nevi erkekle kadının farklılıkları eleştirel bir şekilde ortaya koymuştur. Resimlerinde daha çok kadın olma durumu üzerinde duran Boty, erkek egemenli dünyaya olan tavrını ancak resim yaparak ortaya koymuştur. Boty’nin yaşadığı dönemde kadınların toplumda yeri önemsenmemiş ve onların başarıları erkeklerin başarıları yanında silik kalmıştır. Nitekim Pauline Boty’nin yıllarca unutulmuş olması bu yüzdendir. Çünkü Boty kendi dönemine göre ilginç kabul edilen düşüncelerini sanatında yansıtırken dünyada kadın hareketleri henüz tam olarak başlamamıştı.“Terkedilmiş ve çoğu zaman da kasvetli havuzlarda çalışıyordum.” Kendi sözlerinden de anlaşılacağı gibi kadın sanatçı olarak zorluk çekiyordu. 1961’den 1966’a kadar olan sanat hayatı boyunca yaşamını ve sanatçılık kariyerini kadın olma durumu konusuna adamıştır; çünkü erkeğin egemen olduğu dünya fikrine tepkiliydi.

 

 Dünyadaki Tek sarışın.1963

Marilyn Monroe Pop Sanat akımında erkek sanatçılar tarafından cinsel duygulara hitap eden bir nesne olarak gösterilmiştir. Hamilton gibi akımın birçok önemli erkek temsilcisi eserlerinde Monroe’ya yer vermiştir. Pauline Boty, Dünyadaki Tek Sarışın adlı tablosuyla bu anlayışı eleştirmiş ve Monroe’ya hak ettiği değeri, onu kadın açısından değerlendirerek vermeye çalışmıştır. Monroe’nun sanatçı kişiliğini ön plana çıkararak onu övülmeye değer biri olarak yansıtmıştır. Boty tablosunda sarışın olma durumuna kadın gözüyle farklı bir yorum getiriyor; çünkü sarışın olmak erkeğin cinsel istek ve arzularına hizmet eden bir özellik olarak görülmekteydi ve Monroe’da da durum farklı değildi. Daha çok erkek arzularını sorguladığı bu eserinde ataerkil toplumu eleştirel bir bakış açısıyla yansıtmıştır. Monroe, Boty gibi önemli bir ressamın ellerinden çok saygıdeğer bir sanatçı olarak kendini gösteriyor. Boty bizlere, daha doğrusu erkek seyircisine, Monroe’yu uyandırdığı cinsellik duygusundan çok sadece bir kadın olarak göstermek istiyor.

 

Bir Erkeğin Dünyası II,1965

Bir Erkeğin Dünyası II’de Boty erkeğin gözüyle kadınların nasıl algılandığına dikkat çekmiştir. Tablonun tam ortasında yansıttığı kadın vücuduyla erkeklerin dünyasında kadınların yüz kısmının çok da önemsenmediğini açıkça ortaya koymuştur. Sarışın, esmer veya kumral, tüm kadınların ortak noktası sadece bir vücuda sahip olmalarıdır erkeklerin gözünde. Boty kadın gözüyle bu durumu sert bir şekilde eleştirirken, kadınların seksi vücutlarını erkeklerin cinsel arzusunun bir eşyası olarak göstermesi ve erkeğin dünyasının sadece bu eşyadan ibaret olduğunu yansıtması dönemin erkek çevrelerini kızdıracak niteliktedir.

 

Tüketici toplumlarda kadın vücudu erkeklerin rüyasını süsler ve arzularına köle olmak zorundadır. Erkeğin dünyasında kadın olmak, kadının kendini erkek egemenliğine ait olan bir ticari eşya olarak sergilemesi anlamına geliyordu. Boty yapıtlarında kadınların neden erkeklerin arzularına köle olmak zorunda olduklarını sorguladı. Bu anlayışa karşı çıkarak eserlerinde kadınların seksi vücudunu ön plana çıkarmış ve kadın vücudunun erkeğin zevk alacağı bir eşya olarak görünmesinin aksine kadının kendi vücuduyla övünmesi gerektiğini savunmuştur.

 

Artist kimliğinin yanı sıra oyuncu, dansçı olarak da karşımıza çıkmış ve tv programlarında da o yıllarda kendini göstermiştir. Ancak sanat camiası diğer kadın sanatçılara olduğu gibi Boty’e karşı da acımasız davranmıştır. Sanata katkı yaptıkları eserler erkek sanatçılarda olduğu kadar popüler olmamıştır. Hatta Boty’nin ölümünden sonra sanat eserlerine gereken değer verilmemiştir.

 

Pauline Boty’e1965’te kanser teşhisi konulmuştur ve aynı zamanda hamile olduğu için tedavi görmeyi reddetmiş, 1966 yılında trajik ölümünden sonra unutulmaya yüz tutmuştur. Öldükten sonra Kent’te çiftçi olan erkek kardeşlerinden biri eserlerini hayvan barınağına kilitlemiş ve 1990 yıllarında eserlerinin sanat sergilerinde yerini almasıyla Boty tekrar adını duyurmaya başlamıştır.

 

 

 

 

“Dönemin erkek sanatçıları pin up ta olduğu gibi kadın imgelerini incelemişlerdir.ancak bu bir erkek oyunuydu. Bir kadın olarak cinsiyete ve cinselliğe farklı bir yolla bakmıştır.”

Chris Stephens

 

 

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: